1
1 1
Habesos, arkeolojik buluntuların ispatladığı kadarıyla, antik kentin bilinen en eski ismi olmakla birlikte, antik Phellos kentinin limanı olan Antiphellos ismi çok daha tanınmıştır. Arkeolojik kazılarla, MÖ 4. yüzyıla, belki daha öncesine uzanan bir yerleşim olduğu ortaya çıkarılmıştır. Şehir, en saygın zamanlarını, din adamları için merkez sayıldığı Roma ve Bizans zamanlarında yaşamış, deniz ticaretinde özellikle Roma dönemindeki sünger ithalatıyla önemli bir rol oynamıştır. Araplar tarafından saldırıya uğramış, daha sonra Anadolu Selçukluları’nın topraklarına katılmış ve Andifli adını almıştır. Anadolu Selçukluları’nın çöküşünden sonra Osmanlı yönetimine girmiştir. Günümüzdeki Kaş ismi, Yunan adası Meis göz kabul edilirse, ilçenin 500 metrelik tepelerle çevrili yüksek ve kaş seklindeki görünümünden gelmektedir.  Tipik bir Akdeniz kıyı kasabası olan Kaş’ta yazlar sıcak ve kuraktır ve sıcaklık gündüz 40 dereceye kadar ulaşır. Kışlar gündüz güneşle birlikte ılıktır, gece ise serinler ve 10 derecenin altına düşebilir. Eylül, Ekim ve Kasım, suyun ve havanın sıcaklığı bakımından dalışa en uygun aylar olmakla birlikte, en soğuk kış döneminde bile su sıcaklığı 15 derecenin altına düşmez ve yeterli kapalı alana sahip teknelerimizle sıcak ve konforlu dalışlar yapılabilir.



Ülkemizdeki Bir Dalış Cenneti Kaş

Daha yaklaşırken etkileyen manzarası ile Kaş, Akdeniz'in en farklı coğrafyasına sahip antik kentleriyle ünlü tatil beldelerinden biri. Denizekıvrım kıvrım uzanan bir yarımadanın içinde kalan koya kurulmuş antik kent, günümüzde de gelişerek tatilcilerin gözde merkezlerinin başında yer alıyor. Yöre halkı '' Ah bir de kumsalımız olsaydı'' diye üzülse de Kaş, plaj sornunu günübirlik Kekova turu ile halletmiş. İlçede tatil yapanların bir kısmı sahildeki kayalıklardan denize girerken diğer bölümü püfür püfür esen teknelerde gün boyu süren Kekova turuna çıkıp değişik koylarda turkuaz mavisi renkte, içilesi berraklıktaki sularda yüzüyor.

 

Flying Fish
Yunanistan`a ait olan Meis adası ile aramızdaki son dalış noktasıdır. Yörenin diğer adı da Flying Fish`dir. Dalış bölgesine giderken tekneden etrafınıza baktığıızda su üzerinde sıçrayan uçan balıkları görebilirsiniz. Sualtında da ilk metrelerden sonra sizinle birlikte olacak olan bu canlılar, yörenin sakinleridir. 5 metrelerde başlayan resifin ilk metrelerinde bile onlarla karşılaşabilirsiniz. Resif 80 metreye kadar derinleşmektedir. Tekneden suya atladığınızda yosun kaplı kayaları geçmeye başlarsınız. 35 metreden sonra renklenen kayaların etrfında, kuma yatmış iri orfozlar ve sizi uzaktan süzen akyaların eşliğinde derine yolculuk başlar. Aslında 35-40 metre ile sınırlandırılan bu duvar dalışın en coşkulu yeri sportif amaçlı dalış sınırlarının çok üstündeki uçak batığıdır. Batıklar araştırmacı insanoğlunu tarih boyu derinlere çekmiştir. Kıyılarımızdaki antik batıkların yanı sıra yakın tarihimize ait saç batıklar da dalgıçlar için oldukça coşku vericidir. Eğer hafta boyu dalış merkezlerinden birisi ile dalmış, deneyim ve becerilerinizi kanıtlamış iseniz, uçağa dalış rehberiniz eşliğinde dalabilirsiniz. Dalıştan bir önceki akşam içki almamaya ve hazmı kolay yiyecekler yemeye özen göstermelisiniz. Yavaş yavaş dalış, eşinizle birbirinizi denetleyerek derinlere inişe başlanır. Bu arada bu derinliklere alışkın olan grup liderleri hepinizi sık sık denetlerler. 6-7 dakika sonra grup halinde uçağın yanında olunuyor. Açak, resifin sonuna doğru 60 metrede başlıyor. Pervaneler 60 metrede iken kuyruk kısmı 67 metrededir. Pervane ve ana gövde civarında 60-67 metrelere yapılan 3 dakikalık bu dalış sonrası resiften yükselmeye başlanıyor. Uçağı görme coşkusu ile resifin tadını çıkartmamazlık etmeyin. Hızlı bir biçimde 25-30 metreler çıkılıyor. Daha sonra yavaşça yükselerek resif dalışını 9-6 metredeki dekompresyon durağında bekliyorsunuz. 3 metrelerde de kısa süre yapılan güvenlik dekompresyonu sonrası unutamayacağınız bir serüvenin mutlu sonuna geleceksiniz. Uçağın II. Dünya savaşı sırasında Yunan adalarından birisinden kalktığı sanılıyor. Oldukça iyi durumda bulunan üç adet pervane uçağın düşmediğini, zorunlu iniş yaptığı izlenimini yaratıyor. Bizden daha önce uçağa dalanlar, kuyruk tarafında Milano`da yapıldığına ait bilgi ve bir takım sayılar olduğunu söylüyor. Kaş`lı bir köylü ise ölen pilotu gömdüklerinden söz etmiş. Not: Bu yazılar sayın Fehmi Şenok tarafından hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi` adlı kitaptan alınmıştır.
Kanyon
Değişik bir yer ve coşku istiyorsanız Kaş`daki en uygun yer burasıdır. Aslında burası antik kıyı şeridimizi koruma amacıyla sportif dalışa kapalı olan bir bölge. Ancak kimi kez çıkarılan özel izinle buraya dalabilirsiniz. Belgesel çekimi yapacaksanız ya da yöreyi tanıtıcı etkinliklerde bulunuyorsanız izninizi alın ve burayı kaçırmayın. Antik alanların korunmasını savunan birisi olarak buranın gereksiz olarak yasaklandığını söylemek zorundayım. Genişliği 10 metre kadar olan iki duvar arasında dalış yapıyorsunuz. Kanyonun derinliği yaklaşık 18 metre kadar ve etrafınızdaki duvarlar ise saatlerce makro fotoğraf çekebileceğiniz bir cennet. Kanyondan ayrılıp batı duvarından açıldığınızda 23-38 metrelerdeki kayaların üzerinde bir saç batık ile karşılaşacaksınız. Kıç tarafı ve ambarları bulunan batığın burnu daha derinlerde olsa gerek. Not: Bu yazılar sayın Fehmi Şenok tarafından hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi` adlı kitaptan alınmıştır.
Neptun Resifi
Kaş limanının 30 dakika kadar dışında olan bu dalış noktası yörenin diğer güncel resiflerindendir. Üç kayalar olarak da adlandırılan resifin tepesi 7 metreden başlar. Tepesindeki üç adet piramidi andıran taşlardan dolayı bu adla anılmaktadır. 18. metresinde aralara sıkışmış kırılmamış amforalar ilginizi çekecektir. Kumun başladığı 48. metrede ise lagosların yanı sıra domuz balıkları vardır. Renkli bir resif olmasına karşın makro canlılar açısından yetersizdir. Dolayısı ile fotoğrafçıların geniş açı ile dalmaları onlara daha çok olanak sağlayacaktır. Not: Bu yazılar sayın Fehmi Şenok tarafından hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi` adlı kitaptan alınmıştır
Likya Batığı
Osmanlı batığına oldukça yakındır, hatta tam karşısındaki dik yamaçların uzantısıdır. Duvar dalışının sonunda 25 metredeki ahşap batık, geniş açı fotoğrafçıları bekler. Likya dalış merkezinin eski teknesi olan bu batık, 13 metre uzunluğundadır. Batığın dışında duvarın oldukça renkli olması, sualtının küçük canlılarını bize tanıtır. Gece dalışlarının yapıldığı bu duvar karideslerin dışında daha birçok yaşamı bizlere sunmaktadır. Not: Bu yazılar sayın Fehmi Şenok tarafından hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi` adlı kitaptan alınmıştır
Fener Burnu
Kaş limanının çıkışında birkaç mil güneyindeki yarımadanın ucudur. Genelde eğitim sonrası dalışları yapılmaktadır. Yavaş yavaş derinleşmesinden dolayı deneyimsiz dalgıçların kendilerine güven duymalarını sağlar. Dalış konusunda deneyim kazanmaya başlayanları ise 38 metreye kadar inen kayalıklar beklemektedir. 3 ile 18 metreler arasındaki kırık amforalar ve renkli gün balıkları 1 yıldız dalgıçlar için oldukça ilginçtir. 38 metrenin sonunda başlayan kumluk ise vatoz balıklarının yaşadığı bölgedir. Not: Bu yazılar sayın Fehmi Şenok tarafından hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi` adlı kitaptan alınmıştır.
Besmi resifi
Kaş`ın dalış bölgeleri içinde bulunan ada ve yöresi bugün Bodrum müzesinde sergilenmekte olan Uluburun batığının kazı çalışmaları yapıldığı noktaya oldukça yakındır. Uluburun batığı MÖ 1300`den kalma en eski gemi batığı olma özelliğini taşır. Antik kazı yapılan bölgeye oldukça yakın olan Besmi Adası Yunanistan`a ait Meis adasına sınır olacak kadar da yakındır. Adanın dalış noktası 8 metreden başlayıp 50 metreye kadar gider. Deneyimli dalgıçlar için oldukça coşku verici, uygun bir dalış noktasıdır. Suyun her zaman berrak olduğu bu dalış noktasındaki kimi kez güçlenen akıntıya özen göstermek gerekir. 40 metrelere gelindiğinde ise antik çağın tanığı amforalar sizi beklemektedir. Kısa saplı, kısa gövdeli amforalar belki de yöredeki bir başka batığı bizlere bildirmektedir. Dolayısı ile bu kalıntıları ileride sualtı arkeologlarına yol göstermeleri açısından dokunmadan inceleyip dalışımızı noktalamalıyız. Dalışın bir diğer güzelliği de baraküdalardır. Not: Bu yazılar sayın Fehmi Şenok tarafından hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi` adlı kitaptan alınmıştır
Gürmenli Adası
Kaş`a 45 dakika uzaklıktadır. Kalkan tarafına doğru olmasından ve açık denize bakmasından dolayı oldukça büyük balıkların sürü olarak dolaştığı noktalardan birisidir. Adnın kuzey ve güney bölgelerinde oldukça güzel birkaç dalış noktası bulunmaktadır. Adanın kuzeyindeki duvar dalışı yapılan nokta 8 metreden başlayıp 50 metrelere kadar inmektedir. 25 metredeki 3 adet demir çapa fotoğrafçıların durak noktasıdır. 45 metreler ise sürü halinde gezen baraküdalarla, lagoslarla ve yanınıza oldukça sokulan ilgili akyalarla doludur. Koyun içinde ise yine 8 metreden başlayıp 20 metrelere kadar inen bir duvar vardır. Dolayısı ile aynı yerde iki ayrı dalış yapılmakla birlikte dalgıçlar deneyimlerine göre de dalış noktası seçebilirler. Adanın güney ucunda ise oldukça ilginç bir dalış noktası vardır. Gürmenli ile küçük ada arsında kalan bu dalış noktasına dalış merkezleri `ay üssü` ya da `uzay` adını vemişler. 20 metre derinlikte bulunan resifin üzeri dikikler ile dolu. Bembeyaz renkli bu resif hiçbir yosun ya da benzer canlı ile kaplı değil. Sünger ve mercan gibi oluşumların da olmamasından pek yaşam yok ancak gezgin büyük balıklar sık görülür. Not: Bu yazılar sayın Fehmi Şenok tarafından hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi` adlı kitaptan alınmıştır.
Gürmenli Kayaları
Gürmenli adasının 1 mil kadar güneyindedir. Su üzerindeki bu iki kayacık adaya yakınlığından dolayı Gürmenli Adası`nın kayalıkları olarak tanımlanmıştır. Açık sularda dalışın coşkusunu burada bir kez daha tadabilirsiniz. Adaya bakan güney kayalıklarında 30 metreye kadar inen renkli bir sualtı yaşamı var. Makro mercekle dalmak her ne kadar doğru olsa da, büyük sürü balıklarının yörenin sakinlerinden olduğunu unutmayın. Kayalıkların doğusunda ise 50 metreye kadar inen kayalar akıntı ve derin su deneyimli dalgıçları beklemektedir. Balığın sırtı biçimindeki kayaların genişliği 40 metre kadardır. Yöredeki kumluk bölgeler ise vatozların hızla yol aldığı bölgelerdir. Not: Bu yazılar sayın Fehmi Şenok tarafından hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi` adlı kitaptan alınmıştır.
Güvercin Adası
Ada genellikle ikinci dalışlar için kullanılır. Günübirlik çıkan dalış teknelerinin ise öğlen yemek molası için demirledikleri koydur. Suyun berraklığı ile ilgi çeken yöre diğer bir dalış noktası olan Güvercin Ada`ya da yakındır. 25. metrede kumların üzerinde yatan ve akyalara ev sahipliği yapan La Villa adlı ahşap tekne16 metre boyundadır. Çürümeye başlayan tekne her an parçalanabilir. Bu teknenin içine girmemenizi, yalnız etrafında dolaşmanızı öneriyorum. Kumluk olan dipteki kayaların aralarında kırmızı renkli kabuklu canlıları izleyebilir ve görüntüleyebilirsiniz.
Uluburun Batığı

Uluburun açıklarında yapılan kazıdan çıkartılan kabuk parçaları, geç Tunç Çağı’na ait, dünyadaki en eski açık deniz gemisine aittir. Geminin yapıldığı sedir ağacının dendokronolojik tarihlemesine göre Uluburun gemisi M.Ö 1.300’de batmıştır.

Geminin boyu yaklaşık 15 metre, eni 5 metredir ve 20 ton yük taşıdığı tahmin edilmektedir. 10 ton bakır ingot ve 1 ton kalay, geminin ana yükünü oluşturur. Ayrıca 150 adet Kenan kil kavanoz, 10 adet pitos, 3,3 ton toplam ağırlığında tek delikli 24 çıpa (bunlardan ikisi 21,9 kg. ve 25,9 kg. ağırlığında olup, büyük olasılıkla geminin demirlemesi için diğerleri de balast olarak kullanılmaktaydı), tunç aletler, devekuşu yumurtaları, mühürler (en önemlisi Nefertiti'ye ait olan), heykelcikler...
Muhtemel rotası, ya Suriye-Filistin kıyılarından ya da Kıbrıs’tan Ege’ye doğrudur.

Kazı sonuçları, Uluburun gemisinin Kenan ya da Kıbrıs yapısı olduğu yönündedir. Yapımında, sedir ağacı kullanılmıştır. Kaplama tahtaları “geçme yöntemi” ile birleştirilmiştir. Aynı yöntem, Uluburun’dan bin sene sonra Yunan-Roma gemilerinde de kullanılmıştır. Bugün yaygın olan “önce iskelet” yönteminin aksine, “önce kabuk” yöntemi ile inşa edilmiştir. Yani, önce geminin dış yüzeyi, kabuk inşa edilmiş, daha sonra içerisine iskeleti eklenmiştir.

Uluburun gemisinden daha da öncesine tarihlenen, önce kabuk ve geçme yapım tekniği ile yüzdürülmüş gemilere Eski Mısır’da rastlamaktayız. Ancak Uluburun gemisinde, bu geçmeler kavelalarla kilitlenmektedir ki bu bir ilktir. Sonraları, Romalılar bu sisteme “Fenike geçmesi” diyeceklerdir. Uluburun kazısı öncesi, bilinen en eski kilitli geçme yöntemi Girne Batığı’nda kullanılmaktadır (M.Ö. 4.yy).

Uluburun Batığı’ndan çıkartılan kabuk parçalarında postaya rastlanmamıştır. Omurga geleneksel tipin tamamen dışındadır. Geminin başında ve kıçında, en geniş yerinin dörtte biri kadar daralan omurga, orta noktada, karina kısmında 2 cm kalacak şekilde kabuğun içine doğru girer. Omurganın genişliği yüksekliğinden fazladır (28cm * 22cm).
Kaynak : Scuba Türkiye Sitesi
ANTALYA ANTALYA ANTALYA

 

© 2006 Mavi Nokta Sualtı Sporları Kulübü Derneği

  www.mavinokta.org.tr