| Flying
Fish |
|
Yunanistan`a
ait olan Meis adası ile aramızdaki
son dalış noktasıdır. Yörenin
diğer adı da Flying Fish`dir.
Dalış bölgesine giderken tekneden
etrafınıza baktığıızda su üzerinde
sıçrayan uçan balıkları görebilirsiniz.
Sualtında da ilk metrelerden
sonra sizinle birlikte olacak
olan bu canlılar, yörenin sakinleridir.
5 metrelerde başlayan resifin
ilk metrelerinde bile onlarla
karşılaşabilirsiniz. Resif
80 metreye kadar derinleşmektedir.
Tekneden suya atladığınızda
yosun kaplı kayaları geçmeye
başlarsınız. 35 metreden sonra
renklenen kayaların etrfında,
kuma yatmış iri orfozlar ve
sizi uzaktan süzen akyaların
eşliğinde derine yolculuk başlar.
Aslında 35-40 metre ile sınırlandırılan
bu duvar dalışın en coşkulu
yeri sportif amaçlı dalış sınırlarının
çok üstündeki uçak batığıdır.
Batıklar araştırmacı insanoğlunu
tarih boyu derinlere çekmiştir.
Kıyılarımızdaki antik batıkların
yanı sıra yakın tarihimize
ait saç batıklar da dalgıçlar
için oldukça coşku vericidir.
Eğer hafta boyu dalış merkezlerinden
birisi ile dalmış, deneyim
ve becerilerinizi kanıtlamış
iseniz, uçağa dalış rehberiniz
eşliğinde dalabilirsiniz. Dalıştan
bir önceki akşam içki almamaya
ve hazmı kolay yiyecekler yemeye
özen göstermelisiniz. Yavaş
yavaş dalış, eşinizle birbirinizi
denetleyerek derinlere inişe
başlanır. Bu arada bu derinliklere
alışkın olan grup liderleri
hepinizi sık sık denetlerler.
6-7 dakika sonra grup halinde
uçağın yanında olunuyor. Açak,
resifin sonuna doğru 60 metrede
başlıyor. Pervaneler 60 metrede
iken kuyruk kısmı 67 metrededir.
Pervane ve ana gövde civarında
60-67 metrelere yapılan 3 dakikalık
bu dalış sonrası resiften yükselmeye
başlanıyor. Uçağı görme coşkusu
ile resifin tadını çıkartmamazlık
etmeyin. Hızlı bir biçimde
25-30 metreler çıkılıyor. Daha
sonra yavaşça yükselerek resif
dalışını 9-6 metredeki dekompresyon
durağında bekliyorsunuz. 3
metrelerde de kısa süre yapılan
güvenlik dekompresyonu sonrası
unutamayacağınız bir serüvenin
mutlu sonuna geleceksiniz.
Uçağın II. Dünya savaşı sırasında
Yunan adalarından birisinden
kalktığı sanılıyor. Oldukça
iyi durumda bulunan üç adet
pervane uçağın düşmediğini,
zorunlu iniş yaptığı izlenimini
yaratıyor. Bizden daha önce
uçağa dalanlar, kuyruk tarafında
Milano`da yapıldığına ait bilgi
ve bir takım sayılar olduğunu
söylüyor. Kaş`lı bir köylü
ise ölen pilotu gömdüklerinden
söz etmiş. Not: Bu yazılar
sayın Fehmi Şenok tarafından
hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi`
adlı kitaptan alınmıştır. |
Kanyon |
|
Değişik
bir yer ve coşku istiyorsanız
Kaş`daki en uygun yer burasıdır.
Aslında burası antik kıyı şeridimizi
koruma amacıyla sportif dalışa
kapalı olan bir bölge. Ancak
kimi kez çıkarılan özel izinle
buraya dalabilirsiniz. Belgesel
çekimi yapacaksanız ya da yöreyi
tanıtıcı etkinliklerde bulunuyorsanız
izninizi alın ve burayı kaçırmayın.
Antik alanların korunmasını
savunan birisi olarak buranın
gereksiz olarak yasaklandığını
söylemek zorundayım. Genişliği
10 metre kadar olan iki duvar
arasında dalış yapıyorsunuz.
Kanyonun derinliği yaklaşık
18 metre kadar ve etrafınızdaki
duvarlar ise saatlerce makro
fotoğraf çekebileceğiniz bir
cennet. Kanyondan ayrılıp batı
duvarından açıldığınızda 23-38
metrelerdeki kayaların üzerinde
bir saç batık ile karşılaşacaksınız.
Kıç tarafı ve ambarları bulunan
batığın burnu daha derinlerde
olsa gerek. Not: Bu yazılar
sayın Fehmi Şenok tarafından
hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi`
adlı kitaptan alınmıştır. |
Neptun
Resifi |
.jpg) |
Kaş
limanının 30 dakika kadar dışında
olan bu dalış noktası yörenin
diğer güncel resiflerindendir.
Üç kayalar olarak da adlandırılan
resifin tepesi 7 metreden başlar.
Tepesindeki üç adet piramidi
andıran taşlardan dolayı bu
adla anılmaktadır. 18. metresinde
aralara sıkışmış kırılmamış
amforalar ilginizi çekecektir.
Kumun başladığı 48. metrede
ise lagosların yanı sıra domuz
balıkları vardır. Renkli bir
resif olmasına karşın makro
canlılar açısından yetersizdir.
Dolayısı ile fotoğrafçıların
geniş açı ile dalmaları onlara
daha çok olanak sağlayacaktır.
Not: Bu yazılar sayın Fehmi
Şenok tarafından hazırlanan
`Türkiye Dalış Rehberi` adlı
kitaptan alınmıştır |
Likya
Batığı |
.jpg) |
Osmanlı
batığına oldukça yakındır,
hatta tam karşısındaki dik
yamaçların uzantısıdır. Duvar
dalışının sonunda 25 metredeki
ahşap batık, geniş açı fotoğrafçıları
bekler. Likya dalış merkezinin
eski teknesi olan bu batık,
13 metre uzunluğundadır. Batığın
dışında duvarın oldukça renkli
olması, sualtının küçük canlılarını
bize tanıtır. Gece dalışlarının
yapıldığı bu duvar karideslerin
dışında daha birçok yaşamı
bizlere sunmaktadır. Not: Bu
yazılar sayın Fehmi Şenok tarafından
hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi`
adlı kitaptan alınmıştır |
Fener
Burnu |
.jpg) |
Kaş
limanının çıkışında birkaç
mil güneyindeki yarımadanın
ucudur. Genelde eğitim sonrası
dalışları yapılmaktadır. Yavaş
yavaş derinleşmesinden dolayı
deneyimsiz dalgıçların kendilerine
güven duymalarını sağlar. Dalış
konusunda deneyim kazanmaya
başlayanları ise 38 metreye
kadar inen kayalıklar beklemektedir.
3 ile 18 metreler arasındaki
kırık amforalar ve renkli gün
balıkları 1 yıldız dalgıçlar
için oldukça ilginçtir. 38
metrenin sonunda başlayan kumluk
ise vatoz balıklarının yaşadığı
bölgedir. Not: Bu yazılar sayın
Fehmi Şenok tarafından hazırlanan
`Türkiye Dalış Rehberi` adlı
kitaptan alınmıştır. |
Besmi
resifi |
.jpg) |
Kaş`ın
dalış bölgeleri içinde bulunan
ada ve yöresi bugün Bodrum
müzesinde sergilenmekte olan
Uluburun batığının kazı çalışmaları
yapıldığı noktaya oldukça yakındır.
Uluburun batığı MÖ 1300`den
kalma en eski gemi batığı olma
özelliğini taşır. Antik kazı
yapılan bölgeye oldukça yakın
olan Besmi Adası Yunanistan`a
ait Meis adasına sınır olacak
kadar da yakındır. Adanın dalış
noktası 8 metreden başlayıp
50 metreye kadar gider. Deneyimli
dalgıçlar için oldukça coşku
verici, uygun bir dalış noktasıdır.
Suyun her zaman berrak olduğu
bu dalış noktasındaki kimi
kez güçlenen akıntıya özen
göstermek gerekir. 40 metrelere
gelindiğinde ise antik çağın
tanığı amforalar sizi beklemektedir.
Kısa saplı, kısa gövdeli amforalar
belki de yöredeki bir başka
batığı bizlere bildirmektedir.
Dolayısı ile bu kalıntıları
ileride sualtı arkeologlarına
yol göstermeleri açısından
dokunmadan inceleyip dalışımızı
noktalamalıyız. Dalışın bir
diğer güzelliği de baraküdalardır.
Not: Bu yazılar sayın Fehmi
Şenok tarafından hazırlanan
`Türkiye Dalış Rehberi` adlı
kitaptan alınmıştır |
Gürmenli
Adası |
 |
Kaş`a
45 dakika uzaklıktadır. Kalkan
tarafına doğru olmasından ve
açık denize bakmasından dolayı
oldukça büyük balıkların sürü
olarak dolaştığı noktalardan
birisidir. Adnın kuzey ve güney
bölgelerinde oldukça güzel
birkaç dalış noktası bulunmaktadır.
Adanın kuzeyindeki duvar dalışı
yapılan nokta 8 metreden başlayıp
50 metrelere kadar inmektedir.
25 metredeki 3 adet demir çapa
fotoğrafçıların durak noktasıdır.
45 metreler ise sürü halinde
gezen baraküdalarla, lagoslarla
ve yanınıza oldukça sokulan
ilgili akyalarla doludur. Koyun
içinde ise yine 8 metreden
başlayıp 20 metrelere kadar
inen bir duvar vardır. Dolayısı
ile aynı yerde iki ayrı dalış
yapılmakla birlikte dalgıçlar
deneyimlerine göre de dalış
noktası seçebilirler. Adanın
güney ucunda ise oldukça ilginç
bir dalış noktası vardır. Gürmenli
ile küçük ada arsında kalan
bu dalış noktasına dalış merkezleri
`ay üssü` ya da `uzay` adını
vemişler. 20 metre derinlikte
bulunan resifin üzeri dikikler
ile dolu. Bembeyaz renkli bu
resif hiçbir yosun ya da benzer
canlı ile kaplı değil. Sünger
ve mercan gibi oluşumların
da olmamasından pek yaşam yok
ancak gezgin büyük balıklar
sık görülür. Not: Bu yazılar
sayın Fehmi Şenok tarafından
hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi`
adlı kitaptan alınmıştır. |
Gürmenli
Kayaları |
 |
Gürmenli
adasının 1 mil kadar güneyindedir.
Su üzerindeki bu iki kayacık
adaya yakınlığından dolayı
Gürmenli Adası`nın kayalıkları
olarak tanımlanmıştır. Açık
sularda dalışın coşkusunu burada
bir kez daha tadabilirsiniz.
Adaya bakan güney kayalıklarında
30 metreye kadar inen renkli
bir sualtı yaşamı var. Makro
mercekle dalmak her ne kadar
doğru olsa da, büyük sürü balıklarının
yörenin sakinlerinden olduğunu
unutmayın. Kayalıkların doğusunda
ise 50 metreye kadar inen kayalar
akıntı ve derin su deneyimli
dalgıçları beklemektedir. Balığın
sırtı biçimindeki kayaların
genişliği 40 metre kadardır.
Yöredeki kumluk bölgeler ise
vatozların hızla yol aldığı
bölgelerdir. Not: Bu yazılar
sayın Fehmi Şenok tarafından
hazırlanan `Türkiye Dalış Rehberi`
adlı kitaptan alınmıştır. |
Güvercin
Adası |
 |
Ada
genellikle ikinci dalışlar
için kullanılır. Günübirlik
çıkan dalış teknelerinin ise
öğlen yemek molası için demirledikleri
koydur. Suyun berraklığı ile
ilgi çeken yöre diğer bir dalış
noktası olan Güvercin Ada`ya
da yakındır. 25. metrede kumların
üzerinde yatan ve akyalara
ev sahipliği yapan La Villa
adlı ahşap tekne16 metre boyundadır.
Çürümeye başlayan tekne her
an parçalanabilir. Bu teknenin
içine girmemenizi, yalnız etrafında
dolaşmanızı öneriyorum. Kumluk
olan dipteki kayaların aralarında
kırmızı renkli kabuklu canlıları
izleyebilir ve görüntüleyebilirsiniz. |
Uluburun Batığı |
|
Uluburun açıklarında yapılan kazıdan çıkartılan kabuk parçaları, geç Tunç Çağı’na ait, dünyadaki en eski açık deniz gemisine aittir. Geminin yapıldığı sedir ağacının dendokronolojik tarihlemesine göre Uluburun gemisi M.Ö 1.300’de batmıştır.
Geminin boyu yaklaşık 15 metre, eni 5 metredir ve 20 ton yük taşıdığı tahmin edilmektedir. 10 ton bakır ingot ve 1 ton kalay, geminin ana yükünü oluşturur. Ayrıca 150 adet Kenan kil kavanoz, 10 adet pitos, 3,3 ton toplam ağırlığında tek delikli 24 çıpa (bunlardan ikisi 21,9 kg. ve 25,9 kg. ağırlığında olup, büyük olasılıkla geminin demirlemesi için diğerleri de balast olarak kullanılmaktaydı), tunç aletler, devekuşu yumurtaları, mühürler (en önemlisi Nefertiti'ye ait olan), heykelcikler...
Muhtemel rotası, ya Suriye-Filistin kıyılarından ya da Kıbrıs’tan Ege’ye doğrudur.
Kazı sonuçları, Uluburun gemisinin Kenan ya da Kıbrıs yapısı olduğu yönündedir. Yapımında, sedir ağacı kullanılmıştır. Kaplama tahtaları “geçme yöntemi” ile birleştirilmiştir. Aynı yöntem, Uluburun’dan bin sene sonra Yunan-Roma gemilerinde de kullanılmıştır. Bugün yaygın olan “önce iskelet” yönteminin aksine, “önce kabuk” yöntemi ile inşa edilmiştir. Yani, önce geminin dış yüzeyi, kabuk inşa edilmiş, daha sonra içerisine iskeleti eklenmiştir.
Uluburun gemisinden daha da öncesine tarihlenen, önce kabuk ve geçme yapım tekniği ile yüzdürülmüş gemilere Eski Mısır’da rastlamaktayız. Ancak Uluburun gemisinde, bu geçmeler kavelalarla kilitlenmektedir ki bu bir ilktir. Sonraları, Romalılar bu sisteme “Fenike geçmesi” diyeceklerdir. Uluburun kazısı öncesi, bilinen en eski kilitli geçme yöntemi Girne Batığı’nda kullanılmaktadır (M.Ö. 4.yy).
Uluburun Batığı’ndan çıkartılan kabuk parçalarında postaya rastlanmamıştır. Omurga geleneksel tipin tamamen dışındadır. Geminin başında ve kıçında, en geniş yerinin dörtte biri kadar daralan omurga, orta noktada, karina kısmında 2 cm kalacak şekilde kabuğun içine doğru girer. Omurganın genişliği yüksekliğinden fazladır (28cm * 22cm).
|
Kaynak : Scuba Türkiye Sitesi |
|
|