1663 yılında aynı sistem, fakat
daha büyük kaplarla, Stockholm
limanında bulunan batık savaş
gemisi Wasa’nın 64 topundan 52'sinin
çıkarılmasında kullanılmıştır.
Dalış derinliğinin 32 metre ve
yüksek basınç fizyolojisi hakkındaki
bilgilerden tamamen yoksun olunduğu
düşünülürse, bu büyük bir başarıdır.
Kullanılan dalış çanları yüzeyden
hava ile beslenmemişti ve çalışma
şartları dalıcılar için oldukça
rahatsız olmalıydı.
1819 yılında August Siebe,
pompa aracılığıyla yüzeyden hava
ile beslenebilen dalış başlığını
icat etti.1830‘ların sonunda,
dalıcının yüzerliliğini kontrol
etmek için tahliye valfi içeren,
Siebe’nin Geliştirilmiş Dalış
Elbisesi ile ilk dalış donanımını
oluşturdu. Bugünkü sertbaşlıklı
dalgıçların kullandığı standart
ekipmam temelde, 150 yıl öncesiyle
aynıdır ve hala kullanılan en
basit ve güvenli elbise olarak
kabul edilir.
Havalandırmalı başlığı ve dalış
elbisesini birçok yeni buluş
takip etti. 1866 yılında Fransız
Rouquayrol “demand regülatörü”
(isteğe bağlı olarak hava veren)
icat etti, fakat bu buluş zamanının
ilerisindeydi. Yeterli depolama
aletlerinin yokluğu nedeniyle
dalgıç bir pompa aracılığıyla
yüzeyden beslenmeliydi. Bu nedenle
solunum gazı tüketiminini azaltmaya
çalışmak önemli kabul edilmedi.Bu
buluş ilk olarak, yaklaşık 80
yıl sonra, başka iki Fransız’ın
(Jaques Cousteau ve Emile Gagnan)
1943 yılında su ciğerini (Aqualung),
oluşturmaları ile kullanılmaya
başlandı.1850-1970 yılları arasında,
askeri, ticari, bilimsel ve hobi
dalışları için birçok sualtı
soluma aygıtları geliştirildi.
Derin dalışlar karışım gazlı
sualtı soluma aygıtlarının gelişmesine
neden oldu.
Derin dalışta kullanılan gaz
karışımlarının maliyeti nedeniyle,
üretilen sualtı soluma aygıtlarının
çoğu, kapalı devre veya yarı
kapalı devre olarak adlandırılan,
dalgıcın soluduğu gazı temizleyerek
yeniden kullanılabilmesi temeline
dayanmaktadır. Bu sistemde dışarı
verilen hava temizleyici maddeden
geçirilerek karbondioksiti alınır
ve dalgıça geri verilmeden önce
içindeki oksijen miktarı istenilen
seviyeye çıkarılır. Bu yolla
gaz tüketimi % 80-85 azaltılır.1970
yılından sonra soluma aygıtının
gelişimi yavaşladı. Bu zamanda,
yeterli, güvenilebilir ve hafif
malzemeler birçok alanda kullanılmaktaydı.
1970’li yılların sonunda geri
kazanımlı sistemlerin katılımıyla
derin dalış soluma aygıtlarının
gelişiminde bir atlama kaydedildi.
Birkaç başarılı dalış operasyonundan
sonra, ki biri 1981 yılında HMS
Edinburgh batığından altın çıkarılmasıydı,
geri dönüşümlü sistemler genel
olarak kabul edildiler. Bu sistemler
kapalı ve yarı kapalı devre sistemlerine
göre daha basit ve güvenilir
olmalarının yanı sıra soluma
gazınının tekrar kullanılabilmesini
sağladıkları için de oldukça
maliyet düşürücüdürler.
BUGÜNKÜ DURUM
Derin deniz petrol alanlarının
kullanıma açılmalarıyla ticari
derin dalış açıkdeniz petrol
endüstrisinin önemli bir parçası
haline geldi. Bugün tüm ticari
derin dalışlar geri dönüşümlü
sistemlerle gerçekleştirilmektedir.Tipik
bir sistem, başlığa monte edilmiş,
hortum aracılığıyla yüzeyden
beslemeli bir demand regültör,
bir geri dönüşüm regülatörü ile
dalış çanı aracılığıyla yüzeydeki
araca giden bir geri dönüş hortumundan
oluşur.Kullanılan gaz, oksijen
eklenmeden önce tüm neminin alınması
amacıyla, yüzeyde bir nem ayırıcıdan
geçirilir ve karbondioksiti alınmadan
önce tekrar sıkıştırılır. Bu
işlemden sonra gaz, yüzeydeki
gaz tanklarında tekrar kullanılmak
üzere depolanır.
DERİN DALIŞ SOLUMA GAZLARI
Soluma gazı içinde bulunan
yüksek kısmi basınçlı nitrojen
gazı alkol zehirlenmesine benzeyen
işaret ve semptomların belirmesine
neden olur. Bu nitrojen narkozu
olarak bilinir ve 30-40 metre
su derinliğinden (msd) daha derinde
hava (% 79 N2) solunmasıyla oluşur.
Dalgıçlarda nitrojen narkozu
1835 yılında tanımlanmış fakat
1935 yılına kadar bir açıklama
getirilememiştir (Behnke vd.[1]).
Nitrojen narkozunun getirdiği
problemler soluma gazındaki nitrojenin
helyumla değiştirilmesine neden
oldu. Helyumun fiyatı 1920’lerin
başında metreküpü 60-70 dolar
iken 1925 yılında 1 dolara kadar
düştü. Fiyattaki düşüş helyumu
dalış için kullanılabilir hale
getirdi ve deneysel dalışlarda
helyumun nitrojeninki gibi narkotik
etkileri olmadığı saptandı. Günümüzde
tüm ticari derin dalışlar helyum
ve oksijen ( heliox) karışım
ile gerçekleşmektedir.
Dalgıçların karşılaştığı soluma
gazı ile ilgili bir diğer problem
ise oksijenin kısmi basıncının
yükselmesi ile görülen oksijen
zehirlenmesiydi. 2 barın üzerinde
kısmi basınca sahip oksijen ciddi
konvülsiyonlara ve dalgıcın bilincini
yitirmesine neden olabilir. Genel
olarak kabul edilen; 0.6 barın
üzerinde kısmi basınca sahip
oksijenin, solunum sisteminin
kronik olarak etkilememesi için,
12 saatten fazla solunmasından
kaçınılmalıdır. 0.4-0.5 bar oksijen
kısmi basıncı derin dalış için
normaldir. Bu solunum gazındaki
helyum ve oksijen yüzdelerinin
derinliğe göre ayarlanması demektir.
Derin
dalışta sıkça karşılaşılan
merkezi sinir sistemi semptomlarını
(HPNS-High Pressure Nervous Syndrome,
Yüksek Basınç Sinir Sendromu)
yok etmek için helyum yanında
inert gazlar da deneysel dalışlarda
denenmiştir. Trimix ( helyum,
nitrojen ve oksijen) birçok dalışta
kullanılmıştır[2].1992 yılında
Marsilya’da gerçekleştirilen
701 msd rekor dalışında dalgıçlar " hydreliox" ,
helyum, hidrojen ve oksijen karışım
solumuşlardır [3] .
DERİN DALIŞTA SOLUMA GAZI İÇİN
ISIL GEREKLİLİKLER
Derin dalışta dalgıç, nötral
sıcaklık aralığından daha yüksek
sıcaklıkta( 34-350C) su sirkülasyonu
sağlayan sıcaksu elbisesi ile
desteklenir, ancak bu gövde içi
sıcaklığı sabit tutmak için yeterli
değildir. Normal basınçta solunumla
kaybedilen ısı metabolik ısı
üretiminin % 10’nu nadiren geçerken,19
bardan daha yüksek basıçlarda
ısı üretiminden daha fazla olabilir
[4]. Isı kaybındaki artış gaz
yoğunluğunun artışına, dolayısıyla
solunan gazın birim hacminin
ısı kapasitesi artışına bağlıdır.
Bu, dalgıcın vücut içi sıcaklığının
sabit tutulabilmesi için solunum
gazının ısıtılması demektir.
Solunum gazını ısıtmanın en çok
kullanılan şekli regülatörün
ve başlığa gelen hortumun sıcak
su ile çevrelenmesidir. Sıcak
su hortum çevresinde dolaşarak
soluma gazını istenilen sıcaklıkta
tutar( 30-320C) . Aşırı ısınmayı
engellemek için kuru gazın sıcaklığı
330C’yi geçmemelidir [5].
Gaz ısıtılmasının dalıştaki
önemi 1981 yılında Bergen' de
gerçekleştirilen 500 msd deneysel
dalışında dalgıcın sıcak su hortumu
ile gaz ısıtıcısı arasındaki
bağlantının kopması ile, net
olarak anlaşılmıştır. Dalgıç
saniyeler içinde gaz sıcaklığındaki
düşüşü algılamış ve dalışı kesmişti.
Sudan çıktığında, sıcak su hortumunun
bağlantısının kesilmesinden 15-20
saniye sonra, aşırı bir şekilde
titriyor ve solunum yolları aşırı
miktarda müküs salgılıyordu [6].
SOLUMA DıRENCı GEREKLıLıKLER
Derinlik arttıkca solunan gazın
yoğunluğu ve soluma yükü de artar.
Soluma yükünün artışı, dalgıcın
solunum yolları direncinin artmasının
yanı sıra solunum aygıtının direncinin
artmasına da bağlıdır. Solunum
yollarının direncı ihmal edilebilir.Soluma
aygıtının direncinin en aza indirilmesi
ise çok daha önemlidir.Solunum
yükü normal olarak solunum sırasıda
yapılan iş olarak ifade edilir
(birim hacimin solunması sırasında
tüketilen enerji, veya solunum
çevirimi sırasında dalgıcın ağzında
ölçülen uç basınçlar). Solunum
sırasında yapılan iş ve uç basınçlar
için en çok istenilen ve kabul
edilebilir değerler NPD (Norwegian
Petroleum Directorate-Norveç
Petrol Müdürlüğü) rehberinde
tanımlanmışlardır. En çok istenilen
uç basınçları ± 1,5kPa (15 cm
su sütununa denk), kabul edilebilir
en yüksek uç basınçlar ise 2.5±
kPa’dır.
Soluma sırasında minimal, hatta
negatif iş yapılabilmesi için
sıkıştırılmış gazın gücü kullanılarak
pnömatik olarak yardım edilebilecek
soluma aygıtının geliştirilmesi
yararlı olacaktır. Bu tür sistemlerin
prototipleri üretilmiş ancak
ticari olarak temin edilebilir
değildirler.
DERİN DALIŞ İÇİN İKİNCİL SOLUMA
SİSTEMLERİ
Hortumdan gelen soluma gazında
oluşabilecek bir kesintiye karşı
dalgıç yedek bir hava kaynağı
taşımalıdır. NPD kurallarına
göre petrol endüstrisindeki sualtı
operasyonlarında, herhangi bir
derinliğe yapılan dalışta dakikada
62,5 litre hava tüketimi düşünülerek,
10 dakikalık bir süre göz önünde
bulundurulmalıdır [7]. Bu pratikte
derin dalışta kullanılcak ikincil
soluma aygıtının kapalı veya
yarı kapalı devre olmasını gerektirir.
Solunum yoluyla aşırı ısı kaybını
engellemek için ikincil soluma
aygıtının da ısıtıcısı olmalıdır.Derin
dalış için ikincil soluma aygıtlarına
örnek olarak “SLS” (Gas Services
Offshore Limited) (Şekil 4) “BOSII”(Comex-Pro)
ve”VBA 90-400” (Oftested Breathing
Systems)'i verebiliriz.
GELECEKTE DERİN DENİZ SOLUNUMU
Görülüyor ki bugün derin dalışın
sınırları teknolojik problemlerle
değil insani faktörlerle ilintilidir.
HPNS sırasında karşılaşılan problemler,
aşırı dekompresyon süreleri ve
merkezi sinir sistemi ile solunum
sisteminde uzun zamanda oluşabilecek
hasarlar, ticari dalışın maksimum
derinliğini 300-400 msd ile sınırlamaktadır.
Eğer gelecekte daha derin dalışların
rutin olarak yapılması düşünülürse
bu problemlerin bir şekilde üstesinden
gelinmelidir. Çözümler muhtemelen
teknoloji ile fizyoloji arasındaki
alanda bulunacaktır.
Sıvı soluma, popüler bir sinema
filmi olan “Abyss” te de gösterildiği
gibi tamamiyle hikaye değildir.
Fare ve sıçanlar önceden oksijenlendirilmiş,
yüksek oksijen çözünürlüğü ola
sıvılarda (genellikle tuzlusu
veya florlu hidrokarbonlar) tamamıyla
batmış olarak 18 saat kadar yaşatabilmişlerdir
[8]. ınsanlar üzerinde yapılan
deneylerde tek akciğerin doldurulması
ile sınırlanmıştır. Bir dekompresyon
deneyinde, sıvı soluyan bir fare
1000 msd’ne denk gelen bir basınç
altından 3 saniyede çıkarılmış
ve sonucunda hiçbir dekompresyon
rahatsızlığı gözlenmemiştir [9].1200
km/ saat' lik bir dikey hızla
yüzeye çıkan farenin 1 ay sonra
hala hayatta ve sağlıklı olduğu
belirtilmektedir. Bu, sıvı solunum
gelecekte dalgıçlar üzerinde
kullanılabilirse dekompresyon
problemlerinin de ortadan kalkacağı
anlamı taşımaktadır.
Yapay solungaçların gazların
sıkışmasından kaynaklanan problemlere
çözüm getireceği de düşünülmüştür
[8].Yapay solungaçlar denizsuyu
ve kan arasında, oksijen ve karbondioksitin
kısmi basınç farkları nedeniyle
gerçekleşecek gaz transferi temeline
dayanıyor olacaktır. Böyle bir
solungaç bilgimiz dahilinde henüz
yapılmamıştır, ve eğer teknik
olarak mümkün olsa bile, böyle
bir vücut dışı kan oksijenlendiricisinin
takılması ve kullanılmasında
tıbbi ve ahlaki sorunlar olacaktır.
Çok uzak bir gelecekte, genetik
araştırmalar dalışa bağlı problemlerin
tümden çözümüne ışık tutabilir:
Homo aquaticus, tamamıyla denizel
ortamda yaşamaya adapte olmuş
su formu [10].
KAYNAKLAR
[1] Behnke AR, Thomson RM, Motley
EP. The psychologic effect from
breathing air at 4 atmosphere
pressure. Am. J. Physiol. 161,
417-425, 1935.
[2] Bennet PB, Shafstall H. The
value of Trimix 5 to control
HPNS. (Derleyen) Lin Y-C, Shida
KK: Man in the Sea. (1), sayfa
101-115. Best Publishing Company,
Kaliforniya, 1990.
[3] Gardette B, Masimelli JY,
Comet M, Gortan C, Delauze HG.
Hydra 10: A 701 msw onshore record
dive using “hyreliox”. Proceeding
of the XIXth annual meeting of
EUBS, sayfa 32-37, Trondheim,
Norveç,1993.
[4] Påsche A. Thermal problems
in human diving. (Derleyen) Brubakk
AO, Kanwisher JW, Sundnes G.:
Diving in animals and man. sayfa
191-203, Tapir Publishers, Trondheim,
Norveç, 1986.
[5] Norwegian Petroleum Directorate.
Guidelines of evaluation of breathing
apparatus for use in manned underwater
operations in the petroleum activities.
Stavanger, 1992.
[6] Bård Holand, kişisel görüşmeler.
[7] Norwegian Petroleum Directorate.
Regulations concerning manned
underwater operations in the
petroleum activities. Stavanger,
1990.
[8] Kylstra JA. Liquid breathing
and artificial gills. (Derleyen)
Bennet PB, Elliot DH: The physiology
and medicine of diving. 3. Baskı,
sayfa 189-199, Bailliére tindall,
Londra, 1982.
[9] Kylstra JA, Nantz R, Crowe
J, Wagner W, Saltzman HA. Hydrolic
compression of mice to 166 atmospheres.
Science, 158, sayfa 793-794,
New york, !967.
[10] Dixon D. Man After Man.
Blanford, Londra, 1990.
Olav Eftedal (Çeviren: Baki
Yokeş)
|